|
|
 |
E - Dergi Yeni Yüksektepe
|
Jorge Angel LIVRAGA tarafından yazıldı
|
|
 Psikoloji veya psişenin incelenmesi nispeten yeni bir disiplindir veya batı uygarlığı son yüz elli yılda psikolojiyle sistematik bir şekilde meşgul olmaya başlamıştır. Daha önce, bugün psikolojik kısma dâhil ettiğimiz tüm fenomenler doğrudan ruha ve dinsel konulara atfedilirdi veya XII. yüzyılın sonlarında aydınlanmacı materyalizmin gelişiyle birlikte psikoloji, basitçe maddeden doğan fenomenler olarak görülüyordu, öyle ki psikolojik olanın bir bağımsızlığı yoktu. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Güner ÖRÜCÜ tarafından yazıldı
|
|

Eski Yunan Felsefesinde iki okul gözükür. Eflatun’un Akademia’sı ve Aristoteles’in Lycee’si fakat daha eski bir okul daha vardır. Bu Pythagoras’ın Okuludur ve diğer iki okulu birçok yönden etkilemiştir. Günümüze kadar Pythagoras’ın Felsefesinin izlerini çokça görürüz. Pythagoras’ın Felsefesini tarihte çeşitli filozoflardan öğreniyoruz; Diogenes Laestius, Porphyry, Laamblichus, Ovid, Diodorus Siculus, Aulus Gellius ve Justinus. Yaşamı hakkında çoğu bilgiyi Thomas Cooper’dan öğreniyoruz’’Pythagoras, mükemmel bir kişi. Samos’da doğuyor, Babil ve Mısır’a ziyaretler yapıyor, buralarda mistik bilimleri öğrenip İtalyaya dönüyor. Filozof kelimesini ilk o kullanıyor. Kendisini bilge adam diye çağıranlara kendisini bilgeliğe aşık (philosophia) anlamına gelen filozof kelimesi ile çağırmalarını istiyor, çünkü Pythagoras’a göre kendisini en iyi, bilgeliğe aşık anlamına gelen Filozof kelimesi anlatmaktadır. Aritmetik, müzik, geometri üzerine yaşam ile ilgili altın değerindeki bilgileri, tavsiyeleri insanlara öğretmeye başlıyor. Felsefesinin ……. Yönü ile evreni açıklıyor. Pythagoras hakkındaki daha önceki kaynaklar babasının Mnesarchus ve Pythagoras’a ilk ilham veren kişinin mistik bir kozmolojist olan Sryoslu Pnerecydes olduğunu söylüyorlar. |
|
Devamını oku...
|
|
Elif Kınay tarafından yazıldı
|
|
 Bu eseri okuduğumuzda, belki şu ana kadar sadece “acıklı bir aşk hikayesi” ya da “romantik bir öykü” olarak bildiğimiz Romeo ve Juliet’in hikayesini, Shakespeare’in, edebi ve etik bir çerçeve içerisinde klasikleştirmiş olduğunu görmekteyiz. Şimdi beraberce, eserdeki edebi öğeleri görmeye çalışarak ve bu eseri klasikleştiren etik öğeleri fark ederek konuyu anlamaya çalışalım. |
|
Devamını oku...
|
|
Delia Steinberg Guzman tarafından yazıldı
|
|
 Genel olarak, acının cehaletin sonucu olduğu belirtilir. Böylece acıya acı ekleriz, yani kendisi zaten acı verici olaylara, o olaylara neden olan sebepleri bilmemeyi de ekleriz: bizi endişelendiren şeyin derin kaynağını keşfetmek için şeylerin köklerine kadar inme becerisine sahip değiliz. Sadece, acının yüzeyinde yani en çok hissedildiği ve tuzaktan kurtulmanın en güç olduğu yerde kalıyoruz. Başımıza gelenin nedenini görmemezlikten geliyor, olumlu eylem için iki kat yetersizliği üst üste getirip, kendimize aldırış etmiyoruz. |
|
Devamını oku...
|
|
Bayram Demir tarafından yazıldı
|
|
 Yunan mitoslarında en çok ismi geçen kahramanlardan biri Akhilleus’tur. Akhilleus, Homeros’un M.Ö. 720’lerde yazmış olduğu on altı bin dizelik İlyada eserinin kahramanlarındandır. Destan bu kahramanın bir eylemiyle başlayıp bir eylemiyle bitse de, İlyada’da anlatılanlar Akhilleus efsanesinin çok az bir bölümünü içerir. Şimdi dilerseniz, |
|
Devamını oku...
|
|
Ezgi Uzgel Özkan tarafından yazıldı
|
|
 Türkiye’de her üç kişiden biri şairdir. En azından 18 yaş şairlerinin oldukça fazla olduğunu söyleyebilirim. Bizim şiirlerimizde ölçülü uyaklı bir yapı var ama 50’lerden bu yana pek bu şekilde şiirler yazılmıyor. Sosyal hayatta bir dağınıklılık var ayrıca günlük yaşantımızda şiire pek yer verilmiyor. Aslında şiirle iç içe yaşıyoruz ama şiir boş adam işi gibi algılanıyor. Ben şair değilim, şiir yazmıyorum, ben kendimi ‘şiir kaportacısı’ olarak görüyorum. Şiir çevirileri yaparak onları herkesle paylaşıyorum. |
|
Devamını oku...
|
|
Nurdan Özgür, Şükriye Köçer tarafından yazıldı
|
19. yüzyılın ortalarına kadar ruhun varlığına inanılırken, bu zamandan sonra yadsınmasıyla ruhu yok sayan bir ruhbilim doğar. Çünkü maddeci anlayış elle tutulan görülebilen somut durumları kabul etmektedir. Modern bilinç, bilincin yatay yayılmasına neden olur ve gelişimini yavaşlatarak büyük buluşların kapısını açar. Böylelikle tin maddeden bağımsızlaşır. Bilinçten önce bilinçsiz süreçlerin yer alışı çocuklukta olduğu gibi insanlığın evriminde de gözlenir. 19. yy sonrası maddecilikle topluluk bilincinin yerini kişinin bilinci alır. |
|
Devamını oku...
|
|
Özgürel Başaran tarafından yazıldı
|
 Ebru geleneksel kitap sanatlarındandır. Kitap sanatları, el yazması kitap üretiminde yeri olan, ciltçilik, hat, tezhip, minyatür ve ebru sanatlarının genel başlığıdır. Ebru sözcüğüne köken olarak bulut anlamına gelen ve Farsça bir kelime olan "ebr" sözcüğü gösterilmektedir. Ebru sanatının ne zaman ve hangi ülkede ortaya çıktığı bilinmemekle beraber bu sanatın Asya ülkelerine özgü bir süsleme sanatı olduğu düşünülmektedir. Bazı İran kaynaklarında Hindistan'da ortaya çıktığı yazılıdır. Bazı kaynaklara göre de Türkistan'daki Buhara kentinde doğmuş ve İran yoluyla Osmanlılara geçmiştir. |
|
Devamını oku...
|
|
Administrator tarafından yazıldı
|
|
Bütün etkinlikler düzenlenmiş haldedir; bilgisayar yaşamın her yönüne hâkim oluyor; makineler gün be gün insan elinin yerini alıyor; İletişim, zamanı ve uzaklığı azaltmakta. Sonunda, o kadar hayal edilen cennete ulaşmak üzereyiz: boş saatlerle dolu günler ve boş günlerle dolu haftalar... Ancak günümüzün çok sayıdaki paradokslarına dikkati çekecek kadar önemli biri daha ekleniyor. Tekniğin dünyasında maddesel yaşam her yönüyle kolaylaştırılmaya çalışıldı, ama psikolojik, zihinsel ve tinsel yaşamların yararına hiçbir şey yapılmadı. Bu öznel dünyalar mağara adamlarının çağındaki kadar düzensiz olmaya devam ediyor. |
|
Devamını oku...
|
|
Cem Kılıçoğlu tarafından yazıldı
|
|
Saygı çeşitli şekillerde ifade ettiğimiz ya da diğerlerinden beklediğimiz bir insan tavrıdır. Tarif edilmesi ve kalıplara sığdırılması zordur. Bazen de hiç bir şeye mesnetlemeden ardına düştüğümüz bir "doğru"dur. Nasıl olması gerektiği, belli bir şeklinin olup olmadığı, evrensel olup olmadığı üzerinde tartışılmaya değer bir konudur. |
|
Devamını oku...
|
|
Gülşah Eskiköy tarafından yazıldı
|
|
 16 Nisan 1889 ‘da Londra’da varyete oyuncusu bir ailenin çocuğu olarak doğan Charles Spencer Chaplin, alkolik babasının erken ölümü, annesinin sık sık hastaneye düşmesi nedeniyle daha küçük yaşlarda yetimhaneyi, sokakları, sefaleti tanımıştır. |
|
Devamını oku...
|
|
Patricia Muñoz tarafından yazıldı
|
|
Orta ve güney Amerikan dünyası, Avrupa ve doğu zihniyeti için karmaşık bir dünya ama belli bir derinlikle incelendiğinde, anlaşılabilir bir mantığa sahiptir. Mayaların durumunda ise bu uygarlığın anlaşılması için temel anahtarların belirsiz olduklarını hatırlamakta fayda vardır. Çünkü ancak 80’li yıllardan sonra, Maya yazısının çözülmesinde ilerleme kaydedilince araştırmalarda bir ivme kaydedildi. |
|
Devamını oku...
|
|
Delia Steinberg Guzman tarafından yazıldı
|
|
Mevcut toplumların bazı sorunlarına karşı, insan kişiliğinin tecrübe edebileceği değişimler üzerine oldukça incelemeler yapılmıştır ve bu açıkça hepimizi ilgilendirmektedir.
Ona rağmen, kişiliğin tanımlanması karmaşık ve zordur. Aynı nedenle kişiliği değiştiren faktörlerin ne olduğunu ve bu faktörlerin iç mi, dış mı yoksa karışık mı olduğunu tespit etmek de kolay değildir. Aynı zamanda kişiliğin tüm değişiminin patolojik bir ihtiyaç olduğuna karar vermek de kolay değildir. |
|
Devamını oku...
|
|
Kemal Karadayı tarafından yazıldı
|
|
İLETİŞİMDE ZEN BİLGELİĞİ – Zor Kişilerle Nasıl İletişim Kurulabilir? Can sıkıntısından bahsetmek daima mutluluktan bahsetmekten daha kolaydır. Her birimiz tarafından kendi ölçümüzdeki deneyimlerimizce, kavramlarla yakınlık kurmak mümkün olur. Tıpkı bu şekilde, iletişimsizlikten bahsetmek de iletişimden konuşmaya kıyasla çok daha mümkün ve kolaydır. Belki de bu nedenle, onlarca yıldır geliştirilmiş olan ve aktarılagelen bilindik iletişim tariflerinin insanlarla diyalogumuza hatırı sayılır etkileri olduğunu söylemek pek mümkün değildir. |
|
Devamını oku...
|
|
Jorge Angel Livraga tarafından yazıldı
|
|
 Eski Doğu geleneğinin anlattığına göre bir zamanlar çamurlu yatağında yavaş yavaş, keyifle akan bir nehir varmış. Suları bulanıkmış ve içinde dipteki balçıkta yiyecek arayan gri balıklar yaşarmış. Nehir fazla derin olmadığından kimsenin aklına karşıya geçmek için bir köprü yapmak gelmemiş ve nehrin bağrına ağır suların zar zor ıslattığı bir kaç büyük taş atmakla yetinmişler. Ormandaki hayvanlar nehri geçit verdiği sığ yerlerden buralardaki çamuru hareket ettirerek kolayca geçmekteymişler. İçmek içinse nehrin suları kara ve kötü kokulu olduğundan yakındaki göle gidiyorlarmış. |
|
Devamını oku...
|
|
Delia Steinberg Guzman tarafından yazıldı
|
|

Korku sorunu insanlar arasında yeni değildir. Belki de söylemeye cesaret edeceğimizden daha da çok yıllardan beri insan, kendine, payına düşen yazgıya ve sonuç olarak ta insanlığın yazgısına olan güvenini kaybetmiştir. Tarih ona tümüyle yabancıdır. Kendisini onun yapıcısı olarak değil de, kurbanı olarak görür. Zaman, yenilenmiş hayaller ve kalıcı işlerle ileri doğru atılım yapmamıza izin veren umut faktörüdür sadece. Ancak zaman bugün, insanları ve uygarlıkları yok eden, bir yenilenme olasılığı olmadan her şeyi yıpratandır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Meral Şen tarafından yazıldı
|
|
 Hypatia, M.S. IV. ve V. yy’larda yaşamış olan Yeni Platoncu bir kadın filozoftur. 350 yılında İskenderiye’de doğmuştur. İlk eğitimini İskenderiye Felsefe Okulu yöneticisi olan babası Theon’dan almıştır. Matematik ve Geometri çalışmalarıyla öne çıkan Hypatia’nın yaşamı ve ölümü ile ilgili olarak günümüze ulaşan bilgiler bazı yerlerde efsaneleşmiş veya romantik bir kılıfa büründürülerek aktarılmış, bazı yerlerde de kaynakların yok edilmesi, deforme edilmesi ve “tarih yazıcılığı” gibi etkilerle yanlı ve gerçeklikten uzak bir karakterde aktarılmıştır. |
|
Devamını oku...
|
|
N. Sri Ram tarafından yazıldı
|
|
 Güzelliğin tanımı yapılamaz çünkü güzellik hayattaki kutsallığın bir ifadesidir. Çirkinlik, bir şekle sahip olan hayatın, onun işleyişi için yaratılmış olan şekildeki bir bozulma ile engellenmesidir. Hayat, daima eldeki öğeleri bir uyum içinde bütünleştirmeye çabalar. Bu bütünleştirme tamam olduğunda güzellik ortaya çıkar. |
|
Devamını oku...
|
|
Gülsen Çelik tarafından yazıldı
|
|
Farabi’nin Türkistan’da önceleri kadılık yaptığı daha sonra tamamen felsefeye yönlendiği belirtilir. Arapça, Farsça, Süryanice ve Yunancayı anadili kadar bilmekteydi. Efsane, onu dünyadaki tüm dilleri konuşabilme yeteneğiyle şereflendirir. Tıp alanında çalışmaları bulunan Farabi, çeşitli ilaçları içeren bir eser de yazmıştır. Yazdığı kitaplar yüzden fazladır. Platon, Aristoteles, Plotinus ve Zenon’u yorumlamış, bunların görüşlerine kendisininkileri katmıştır. |
|
Devamını oku...
|
|
Dr. Göknur Gözen tarafından yazıldı
|
|
 Şifalı bitkilerle tedavi anlamına gelen Fitoterapi, günümüzde farmakolojinin bir dalı olmasının yanı sıra ilk çağlardan beri uygulanmakta olan bir tedavi yöntemidir. Bitkilerin içerdiği kimyasal maddeler belirli doz ve şekillerde hastalıkları önlemek ve tedavi etmek için kullanır. |
|
Devamını oku...
|
|
Delia Steinberg Guzman tarafından yazıldı
|
|
 Tatil bittiğinde ve alışılmış işlere yeniden başlamak düşüncesi aklımıza geldiğinde giderken toprağa gömdüğümüzü sandığımız sorunlar yeniden bilincin ışığına çıkar. Bu sorunlardan biri, insanların diline gittikçe daha da fazla dolanan bir kelimeyle özetlenebilir: sıkıntı. İş sıkıntıdır, okul sıkıntıdır, üstlendiğimiz zorunluluklar, yerine getirmemiz gereken yüzlerce sorumluluk ve çözmesini bilemediğimiz sorunlar, hepsi sıkıntıdır... Sanki tatil günlerimiz hiçbir işe yaramıyor da, bizi bekleyen şeyin düşüncesi karşısında bile az ya da çok sayıdaki tatil günlerimizin dinlencesi yok oluveriyor. |
|
Devamını oku...
|
|
Dr. Harika Tercan tarafından yazıldı
|
 Dünya tıp tarihinde, bilimsel diye adlandırılan 200 yıllık dönem öncesinde, Ege de gördüğümüz tıp Tanrısı ASKLEPİOS adına açılmış pek çok sağlık kuruluşu vardır. Normalde bir hastanede olmasını beklediğimiz bölümler dışında tiyatro, kütüphane, spor alanları gibi bölümler olan Asklepion’da yapılan tedavilerde beklenen ve bilinenin dışındaydı. Asklepios Yunan mitolojisinde hekimlik sanatının ustası olan tanrı olarak geçer. |
|
Devamını oku...
|
|
Gülşah Eskiköy tarafından yazıldı
|
|
Filmin yönetmeni 1981 doğumlu Mona Achache “Yaşamaya Değer” le ilk uzun metrajlı film deneyimini gerçekleştirmiş. Achache, ticari filmlerden ayrılan, amatör ve araştırmacı bir ruhu içinde barındıran filmin aynı zamanda senaryosunu da yazmış. Daha önce kısa film çalışmaları yapan Achache, bu filmde sorgulayan ve sorgulatan bir içerikle yola çıkarken filmin görselinde de bu farklılığı yansıtmış. |
|
Devamını oku...
|
|
Yılmaz Gürbüz tarafından yazıldı
|
Cicero dönemi, Latin edebiyatının M.Ö. 70’ten M.Ö. 43’e kadar süren ilk parlak dönemidir. Dönemin siyasal ve edebi ortamına ünlü devlet adamı, hatip, şair, eleştirmen ve filozof olarak Marcus Tullius Cicero damgasını vurmuştur. Soyut ve karmaşık düşüncelere açık bir anlatım kazandıran Cicero, Latincenin edebi bir dil olmasını sağladı. 19. yüzyıla değin gerek Latince, gerek başka dillerde kaleme alınan düz yazı ürünler ya onun üslubuna bir dönüş ya da ona bir tepki niteliğindeydi. |
|
Devamını oku...
|
|
Vecdi Altındal tarafından yazıldı
|
|
 Hypatia oldukça zor ve kargaşa dolu bir dönemde yaşamıştır. İlk bilgilerini babasından almıştır. Babası eserlerinde de belirttiği üzere kendisiyle her zaman gurur duymuştur. Eğitiminin devamı için Atina’ya gittiğini biliyoruz. Kendisi burada çok iyi karşılanmıştır. Üniversite defne tacıyla onu ödüllendirmiştir. Daha sonra döndüğünde okulun yönetiminin başına geçtiğini biliyoruz. |
|
Devamını oku...
|
|
Delia Steinberg Guzman, Filozof tarafından yazıldı
|
|

İnsanların artık daha zayıf olan sağlığını bozan birçok sorunun yanı sıra sutil olsalar da salt fiziksel olanlardan daha az zarar vermeyen psikolojik hastalıklar vardır.Güvensizlik, toplumlarda artmakta olan, yayılan bir aşındırıcıdır. Politika ile şekillendirilen büyük insan gruplarındaki karmaşık biçiminden, aile birliğine ve basit insan ilişkilerine kadar tüm birlikte yaşam biçimlerini yok eder. Güvensizliği ne salt kötülükle, ne kötü ve kasıtlı niyetlerle karşılaştırabiliriz. Aksine, bu tavır diğerlerinde kötü niyet olduğunu varsaymaktır. Ne yazık ki çoğu durumda şüphe doğrulanmaktadır. |
|
Devamını oku...
|
|
Nilüfer İlgürel tarafından yazıldı
|
|

Seneca’nın amacı sanat yapmaktan çok ölüm ve hayat arasında insanın fikrini, akla yoğunlaştırıp mutluluğunu sağlamasına yardımcı olmaktır. Seneca felsefe için şunları söyler: “Yaşam deneyimi yaşla gelir, felsefe ise gençken olgunlaştırır insanı. Çünkü felsefe insanın gerçeğini araştırır, doğaya uygun yaşam yolunu gösterir insanlara, böylece insanlar korkularından kurtulur, her türlü acıyı yener, sonunda bilgisizlerin elde etmek istedikleri değişken, kaçıcı bir mutluluğa değil, felsefenin sağladığı sürekli, güvenli bir mutluluğa erişirler. Felsefe insan ruhunu bir biçime sokar, işler onu, yapılması, yapılmaması gereken işleri gösterir....” |
|
Devamını oku...
|
|
Mustafa Tozluyurt tarafından yazıldı
|
|
Her an bizimle olan, ama bir o kadarda, onun bu varlığını, yaşantımızda bilinçli bir şekilde idrak etmediğimiz başka bir şey var mıdır acaba? Anne karnında başlayan birlikteliğimizde, çocukluk ve ergenlik dönemlerinden yaşamımızın son anına kadar onunla olduğumuz halde, ona gerekli duyumsamayı ve özeni göstermediğimiz başka bir şey… |
|
Devamını oku...
|
|
Bihter Dirican tarafından yazıldı
|
|
“Kendi içine çekildiğin zaman bundan aklının mutluluk duyacağını, akla uygun olmayan bir şey yapmadığın zaman yenilmez olacağını aklından çıkartma. Dikkatlice düşünürsen, daha da yenilmez olursun. Tutkularından sıyrılmış bir insan, güçü bir kalede gibidir. Saldırıya uğramayacağın ve sığınabileceğin daha güçlü bir kale yoktur. Bunu anlamayanlar cahil, anlayıp da yapmayanlar ise mutsuzdur.”
|
|
Devamını oku...
|
|
Delia Steinberg Guzman tarafından yazıldı
|
|
 Platonik aşk ile cinsel aşk arasındaki görünür çelişki güçlük yaratan bir konu olsa da çok güncel gelebilir. Ancak konu ile ilgili bazı veriler toplanmaya başlanıldığında şaşkınlıkla bu çelişkinin pek de modern zamanlara ait olmadığı ve insanın nerede ise zamanın başlangıcından beridir bu konu ile uğraştığı görülür. Aynı şekilde platonik aşk ile cinsel aşk arasındaki görünür uçurumun aslında var olmadığı ya da onunla çok ender olarak yalnızca felsefi bir düzlemde karşılaşıldığını görmek çok şaşırtıcıdır. |
|
Devamını oku...
|
|
Jorge Angel Livraga tarafından yazıldı
|
|
Genel bir bakışla, erkek ve kadınlar hayat ırmağına atılmış tomruklar gibidirler; önce bütün halde ve kuru, sonra ölmüş ve ıslanmış olarak akıntının veya bu dünyanın güçlüleri tarafından saptırılmış olan kollar yönünde yol alırlar. Gereksiz bir şiddetle birbirleriyle çarpışarak, kirli ve çamurla kaplı bir şekilde, rotasız ve varış limanları belli olmaksızın, parçalara ayrılıp, nereden gelip nereye gittiği bilinmeyen bu ırmağın yüzeyinden kaybolana kadar giderler! |
|
Devamını oku...
|
|
|
|
|
|
|
Sayfa 1 > 2 |
|
|
|
|
 |
|
Özlü Sözler |
|
“ “Şüphe, güvensizlik veya korkuyla yaklaştığımızda sürekli olan huzura erişemeyiz. Ona ancak kanıya dayanan anlayış, güven ve cesaretle ulaşabiliriz. ”Franklin D. Roosevelt |
|