|
|
 |
E - Dergi Yeni Yüksektepe
|
Delia Steinberg Guzman, Filozof tarafından yazıldı
|
|

İnsanların artık daha zayıf olan sağlığını bozan birçok sorunun yanı sıra sutil olsalar da salt fiziksel olanlardan daha az zarar vermeyen psikolojik hastalıklar vardır.Güvensizlik, toplumlarda artmakta olan, yayılan bir aşındırıcıdır. Politika ile şekillendirilen büyük insan gruplarındaki karmaşık biçiminden, aile birliğine ve basit insan ilişkilerine kadar tüm birlikte yaşam biçimlerini yok eder. Güvensizliği ne salt kötülükle, ne kötü ve kasıtlı niyetlerle karşılaştırabiliriz. Aksine, bu tavır diğerlerinde kötü niyet olduğunu varsaymaktır. Ne yazık ki çoğu durumda şüphe doğrulanmaktadır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Patricia Muñoz tarafından yazıldı
|
|
Orta ve güney Amerikan dünyası, Avrupa ve doğu zihniyeti için karmaşık bir dünya ama belli bir derinlikle incelendiğinde, anlaşılabilir bir mantığa sahiptir. Mayaların durumunda ise bu uygarlığın anlaşılması için temel anahtarların belirsiz olduklarını hatırlamakta fayda vardır. Çünkü ancak 80’li yıllardan sonra, Maya yazısının çözülmesinde ilerleme kaydedilince araştırmalarda bir ivme kaydedildi. |
|
Devamını oku...
|
|
Delia Steinberg Guzman tarafından yazıldı
|
|
Mevcut toplumların bazı sorunlarına karşı, insan kişiliğinin tecrübe edebileceği değişimler üzerine oldukça incelemeler yapılmıştır ve bu açıkça hepimizi ilgilendirmektedir.
Ona rağmen, kişiliğin tanımlanması karmaşık ve zordur. Aynı nedenle kişiliği değiştiren faktörlerin ne olduğunu ve bu faktörlerin iç mi, dış mı yoksa karışık mı olduğunu tespit etmek de kolay değildir. Aynı zamanda kişiliğin tüm değişiminin patolojik bir ihtiyaç olduğuna karar vermek de kolay değildir. |
|
Devamını oku...
|
|
Kemal Karadayı tarafından yazıldı
|
|
İLETİŞİMDE ZEN BİLGELİĞİ – Zor Kişilerle Nasıl İletişim Kurulabilir? Can sıkıntısından bahsetmek daima mutluluktan bahsetmekten daha kolaydır. Her birimiz tarafından kendi ölçümüzdeki deneyimlerimizce, kavramlarla yakınlık kurmak mümkün olur. Tıpkı bu şekilde, iletişimsizlikten bahsetmek de iletişimden konuşmaya kıyasla çok daha mümkün ve kolaydır. Belki de bu nedenle, onlarca yıldır geliştirilmiş olan ve aktarılagelen bilindik iletişim tariflerinin insanlarla diyalogumuza hatırı sayılır etkileri olduğunu söylemek pek mümkün değildir. |
|
Devamını oku...
|
|
Jorge Angel Livraga tarafından yazıldı
|
|
 Eski Doğu geleneğinin anlattığına göre bir zamanlar çamurlu yatağında yavaş yavaş, keyifle akan bir nehir varmış. Suları bulanıkmış ve içinde dipteki balçıkta yiyecek arayan gri balıklar yaşarmış. Nehir fazla derin olmadığından kimsenin aklına karşıya geçmek için bir köprü yapmak gelmemiş ve nehrin bağrına ağır suların zar zor ıslattığı bir kaç büyük taş atmakla yetinmişler. Ormandaki hayvanlar nehri geçit verdiği sığ yerlerden buralardaki çamuru hareket ettirerek kolayca geçmekteymişler. İçmek içinse nehrin suları kara ve kötü kokulu olduğundan yakındaki göle gidiyorlarmış. |
|
Devamını oku...
|
|
Delia Steinberg Guzman tarafından yazıldı
|
|

Korku sorunu insanlar arasında yeni değildir. Belki de söylemeye cesaret edeceğimizden daha da çok yıllardan beri insan, kendine, payına düşen yazgıya ve sonuç olarak ta insanlığın yazgısına olan güvenini kaybetmiştir. Tarih ona tümüyle yabancıdır. Kendisini onun yapıcısı olarak değil de, kurbanı olarak görür. Zaman, yenilenmiş hayaller ve kalıcı işlerle ileri doğru atılım yapmamıza izin veren umut faktörüdür sadece. Ancak zaman bugün, insanları ve uygarlıkları yok eden, bir yenilenme olasılığı olmadan her şeyi yıpratandır. |
|
Devamını oku...
|
|
Ahmet GÜLEÇ, Fizikçi tarafından yazıldı
|
|

Kuantum teorisi son günlerde kendini en hararetli tartışmaların ortasında buluyor. Çok küçük şeylerle ilgili fenomenlerin açıklanması için kurulmuş devrimsel bir bilimsel modeldir. Fakat bunun sosyal ve günlük hayata uygulanabilir olduğunu iddia etmek oldukça güçtür. |
|
Devamını oku...
|
|
Hüseyin BAYÇÖL, Yazar tarafından yazıldı
|
Geleneksel olan her zaman kendisine has bir içkinliğe, kendisine has bir derinliğe sahiptir. Geleneksel olanda şekilsel anlamda çok yönlülük, mana bağlamında sonsuz bir derinlik, daha da ötesi her şeyiyle hem dışrak hem de içrek bir yapıya sahip olma söz konusudur. Mesele, sanata irca edildiğinde, (sanatın doğasının da gereği olarak) bu çok yönlülük daha bir derinleşmekte, daha bir artmaktadır. Eflatun’dan, Plotinus’a İbn-i Arabi’den Mevlana’ya değin geleneğin büyük yolcularında ve Veda’lardan1 Upanishad’lara2 değin geleneğin hakim olduğu büyük anlatılarda, hep bu derinlik söz konusudur. İşte oluşum ve icra şekli itibariyle, geleneğin farklı bir yorumu olan Divan edebiyatı’nda da bahsedildiği anlamıyla görünenin ötesinde bir derinlik ve çok yönlülük vardır. |
|
Devamını oku...
|
|
Dr. Göknur Gözen tarafından yazıldı
|
|
Dünya genelinde sağlık yetkililerini alarma geçiren domuz gribi, bir solunum hastalığı. Virüs insanlara domuzlardan solunum yoluyla bulaşıyor. WHO'ya göre domuz yiyerek virüs kapma olasılığı bulunmuyor. Domuz gribi domuzdan insana ve insandan insana bulaşabiliyor. İnsandan insana, hapşırık, öksürük ve hatta ele bulaşması halinde tokalaşma yoluyla bulaşabilen domuz gribine karşı doğal bağışıklığımız bulunmuyor. Bilgisayar klavyesi gibi virüslü bir yerle temas ettikten sonra burna ve ağza dokunulması da hastalığın yayılmasına neden olabiliyor.
|
|
Devamını oku...
|
|
Mehmet İlgurel (Haz.) tarafından yazıldı
|
|
Müziği çok seviyorum, özellikle Jazz. Jazz yapan müzisyenler arasındaki iletişimden her zaman çok etkilenmişimdir. Sadece bu da değil, bazen orkestralarda başka kültür ve ülkelerden müzisyenler oluyor ve bu da ortaya çok hoş bir etkileşim çıkarıyor. Bunun yanında, bütün görsel sanatlara tabi ki ilgim var. Özellikle karikatürlerim için fikirleri başka sanat alanlarında da arıyorum. Modern sanat sergilerini gördüğüm zaman hep yeni fikirlerle ayrılıyorum oradan ve bunları karikatürlerimde kullanıyorum.
|
|
Devamını oku...
|
|
Alper Ecer tarafından yazıldı
|
|
Herhangi bir davranışa neden “adil” deriz? Adil olanın soyut ve evrensel bir tanımı var mıdır, yoksa her somut olayda içimizden gelen duygulara göre mi hareket etmeliyiz, veya o an toplumsal konjonktürde ortalama insanın yadırgamayacağı her davranış doğru ve adil midir? Bunlar ve benzeri sorular ilk devirlerden beri insanların kafasını meşgul etmekte, bazı tarih dönemlerinde bir uçtaki, bazense diğer uçtaki cevaplar ağır basmakta, buna dayanılarak binyıllardır yeni devletler kurulmakta, yıkılmakta, kanunlar yapılmakta, rejimler değişmektedir.
|
|
Devamını oku...
|
|
Kemal Karadayı tarafından yazıldı
|
|
Sosyal psikolojinin bulguları arasında yer alan önemli bir psikoloji deneyinin içeriği şudur : Bir grup deneğe, birazdan kendilerine çok yüksek olmayan voltajda bir elektrik akımı verileceği, canlarının çok yanmayacağıyla birlikte, hissedecekleri düşük voltajlı akıma, bilimsel bulguların insanlığın hizmetine sunulabilmesi açısından dayanıklılık göstermelerinin beklendiği söylenir. Daha sonra ise, sıraları gelene kadar isterlerse bir odada yalnız başlarına, isterlerse de diğer birkaç deneğin bulunacağı bir odada bekleyebilecekleri söylenir ve sonrasında deneklerin tercihleri gözlenir. Ortaya konan bulgu şudur :
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Nilüfer İlgürel tarafından yazıldı
|
|

Seneca’nın amacı sanat yapmaktan çok ölüm ve hayat arasında insanın fikrini, akla yoğunlaştırıp mutluluğunu sağlamasına yardımcı olmaktır. Seneca felsefe için şunları söyler: “Yaşam deneyimi yaşla gelir, felsefe ise gençken olgunlaştırır insanı. Çünkü felsefe insanın gerçeğini araştırır, doğaya uygun yaşam yolunu gösterir insanlara, böylece insanlar korkularından kurtulur, her türlü acıyı yener, sonunda bilgisizlerin elde etmek istedikleri değişken, kaçıcı bir mutluluğa değil, felsefenin sağladığı sürekli, güvenli bir mutluluğa erişirler. Felsefe insan ruhunu bir biçime sokar, işler onu, yapılması, yapılmaması gereken işleri gösterir....” |
|
Devamını oku...
|
|
Mustafa Tozluyurt tarafından yazıldı
|
|
Her an bizimle olan, ama bir o kadarda, onun bu varlığını, yaşantımızda bilinçli bir şekilde idrak etmediğimiz başka bir şey var mıdır acaba? Anne karnında başlayan birlikteliğimizde, çocukluk ve ergenlik dönemlerinden yaşamımızın son anına kadar onunla olduğumuz halde, ona gerekli duyumsamayı ve özeni göstermediğimiz başka bir şey… |
|
Devamını oku...
|
|
Bihter Dirican tarafından yazıldı
|
|
“Kendi içine çekildiğin zaman bundan aklının mutluluk duyacağını, akla uygun olmayan bir şey yapmadığın zaman yenilmez olacağını aklından çıkartma. Dikkatlice düşünürsen, daha da yenilmez olursun. Tutkularından sıyrılmış bir insan, güçü bir kalede gibidir. Saldırıya uğramayacağın ve sığınabileceğin daha güçlü bir kale yoktur. Bunu anlamayanlar cahil, anlayıp da yapmayanlar ise mutsuzdur.”
|
|
Devamını oku...
|
|
Delia Steinberg Guzman tarafından yazıldı
|
|
 Platonik aşk ile cinsel aşk arasındaki görünür çelişki güçlük yaratan bir konu olsa da çok güncel gelebilir. Ancak konu ile ilgili bazı veriler toplanmaya başlanıldığında şaşkınlıkla bu çelişkinin pek de modern zamanlara ait olmadığı ve insanın nerede ise zamanın başlangıcından beridir bu konu ile uğraştığı görülür. Aynı şekilde platonik aşk ile cinsel aşk arasındaki görünür uçurumun aslında var olmadığı ya da onunla çok ender olarak yalnızca felsefi bir düzlemde karşılaşıldığını görmek çok şaşırtıcıdır. |
|
Devamını oku...
|
|
Jorge Angel Livraga tarafından yazıldı
|
|
Genel bir bakışla, erkek ve kadınlar hayat ırmağına atılmış tomruklar gibidirler; önce bütün halde ve kuru, sonra ölmüş ve ıslanmış olarak akıntının veya bu dünyanın güçlüleri tarafından saptırılmış olan kollar yönünde yol alırlar. Gereksiz bir şiddetle birbirleriyle çarpışarak, kirli ve çamurla kaplı bir şekilde, rotasız ve varış limanları belli olmaksızın, parçalara ayrılıp, nereden gelip nereye gittiği bilinmeyen bu ırmağın yüzeyinden kaybolana kadar giderler! |
|
Devamını oku...
|
|
Kemal Karadayı, Araştırmacı tarafından yazıldı
|
Hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimiz Sun Tzu işte böyle bir dönemde yaşamış ve kaleme aldığı eserinde savaşın pek çok zor yönüne temas ederek bireysel ve toplumsal erdemlere bir yakınlık aşılamaya çalışmıştır. Onun eseri kendi ilkeleri doğrultusunda çatışmanın doğasının kavranılması yoluyla savaşı gereksiz kılmayı amaçlamaktadır. Doğunun saldırıyı da kapsamakta olan tüm savunma sanatları aynı prensiple ortaya çıkartılmışlardır. Bu aynı zamanda bu psikolojik halin hâkimiyetinde sağlıklı bir iletişimin de tarifini yapar. |
|
Devamını oku...
|
|
Gülşah Eskiköy tarafından yazıldı
|
|
Günümüz koşullarında fabl geleneği sinemada da etkisini oldukça gösteriyor. Bu gelenek sinema sektörüne oldukça kazanç sağlıyor. Sinema perdelerine yansıyan hayvan karakterlerle dolu çizgi filmler bunu doğruluyor. Hayvanları ne kadar sevsek azdır. Bir hayvan yaşamı ve doğal yaşam alanları birçok konuda inandırıcı örnekler verebililiyor bizlere. Şu şartlar altında sadece harika animasyon teknikleri hatta 3 boyutlu perdelerle gerçeklik izlenimini yakalamak aynı zamanda filmin karakterlerine ve hikayesine de bağlı oluyor. Bir endüstri olan sinema pazarında gerçekliği ve yeniliği hissettirebilecek örnek bir insan karakteri yaratmanın üzerinde biraz düşünülmesi gerekiyor. |
|
Devamını oku...
|
|
Delia Steinberg GUZMAN tarafından yazıldı
|
|
Pek çok durumda, fiziksel ve zihinsel durumlarda kendine yer bulan bu tür bir psikolojik korku, insanın diğer yönlerinde de dışa vurulur. Macera korkusu, risk korkusu, bir şeyleri kaybetme korkusu ve hatta var olma korkusu gibi… Pek çok defa insanın, alışkanlıkları olan bir hayvan olduğu söylenir ve bu doğrudur. İnsan, kendisine topluluk içinde güvenlik hissi veren, ona bazı alışkanlıkları vermeyi üstlenmiş “pek çok efendi” ye sahiptir. Amaçlarına uymuşken onun, bu alışkanlıkları terk etmesinden en az endişelenenler de yine bu efendilerdir. |
|
Devamını oku...
|
|
İkbal Lale Erol tarafından yazıldı
|
|

Güney Amerika’nın başlıca üç medeniyeti; Aztek, Maya ve İnka hakkındaki bilgileri İspanyol fetihçilerin kayıtlarından elde ediyoruz. Bunlar tabii ki çok yanlı kayıtlar; böyle bir fethi haklı çıkarmak amacıyla bölgedeki idari sistemleri kötülüyorlar, tiranlıkla suçluyorlar, halkı kurtardıklarını iddia ediyorlar; halkın çok ilkel olduğunu, vahşi tapınma şekillerinin olduğunu vurgulayıp, onlara medeniyeti getirdiklerini iddia ediyorlar. |
|
Devamını oku...
|
|
Alper Akyıldız tarafından yazıldı
|
|
18. yüzyıl Avrupası’nda ortaya çıkan Neo-Klasisizm (Yeni Klasikçilik) akımının öncüsü olarak bilinen, Fransız ressam Jacques-Louis David (1748 1825) tarafından 1787 yılında tuvale aktarılmış ve günümüzde Louvre Müzesi’nde sergilenmekte olan “Sokrates’in Ölümü” isimli bu tablo hakkındaki anlatıma geçmeden önce, ressam ve Neo-Klasisizm hakkında kısa bir bilgi verelim.
|
|
Devamını oku...
|
|
Gülşah Eskiköy, Sinema TV mezunu, Araştırmacı Yazar
tarafından yazıldı
|
Son zamanlarda izleyebileceğimiz en vurucu, çarpıcı filmlerden biri “Körlük (Blindness)” , Nobel ödüllü Portekiz yazar Jose Saramago’nun aynı adlı eserinden uyarlanmış. 2008 Cannes film festivalinin açılış filmi olan “Körlük” ün yönetmeni Fernando Meirelles’i Tanrıkent, Arka Bahçe gibi filmlerinden tanıyoruz. İyi bir edebiyat uyarlaması senaryo ve gerçekten çok iyi bir yönetmenlikle harika kurgusu olan bir film ortaya çıkarılmış. |
|
Devamını oku...
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
Özlü Sözler |
|
“ Nefret ve güvensizlik körlüğün çocuklarıdır. ”William Watson |
|